30 Eylül 2011 Cuma

29 Eylül 2011 Perşembe

NEDEN YALAN VAR???

"Birlikte olacağım kişi asla yalan söylememeli...Bana her zaman doğruları söylemeli ve benden hiç bir şey gizlememeli..."
"Benim kızım asla yalan söylemez..."
"Dürüstlük en iyi yol arkadaşıdır..."
Hayatımız boyunca yalan söylemenin ne kadar kötü bir alışkanlık olduğunu vurguladı büyüklerimiz...Yalan söylediğimiz zaman burnumuz uzarmış...Öyle öğretildi bize...Her zaman doğru olanı söyleyecekmişiz...Kim olursa olsun yalan söylemek en büyük günahmış...Evet belki de bütün bu söylenenler çok doğrudur...Yalan söylemek bir günah,kötü alışkanlık,terbiyesizlik vb...Acaba şunu düşünen oldu mu hiç:Yalan söyleyene değil de söyletene bak!!! İnsanlar neden bu tür oyunlara girişirler???Bunu düşünen oldu mu???Hiç ama hiç sanmıyorum...Hani derler ya küçük beyaz yalanlar diye...Hani şu günahsız yavrular...Onlar da birer yalan...Kandırmayalım kendimizi...Bazen bir kız çocuğunun annesine söylediği yalan:Anne ben ders çalışıyorum!!!Evli bir adamın karısına söylediği yalan:Hayatım iş toplantısındayım!!!Bazen bir öğrencinin babasına söylediği yalan:Babacığım sınavımdan geçtim!!!İlişkiler bozulmasın diye,kavgalar çıkmasın diye,küslükler olmasın diye söylenen yalanlar...Altında yatan nedene bakılmaksızın da yalancı diye damga vurulması...Yargısız infazın en çok rastlanan örneği...Peki bu insan neden bu yalanı söyledi???Baskı...Korku...Zorlama...Belki de silah zoru vardır...Hep yalan söyleyen kişi ayıplanır ama çok yanlış...Aslında ayıplanması gereken kişi ona bu yalanı söyletmeye zorlayan kişidir...Hayatında küçük oyunlara yer vermesine imkan sağlayan kişi...Bence ona hesap sorun...Neden izin vermedin,neden yapamadığı zaman ona gülümsemedin,neden her zaman onun yanında olmadın???Sorun bakalım bu soruları...Sizlere ne yanıtlar verecekler...Yalan söylemeye sürükledikleri kişilere uyguladıkları baskıcı tavırlar kendilerine uygulandığı zaman  nasıl tepki verecekler...Bu seferde kendilerine karşı acımasız olacaklar mı...

28 Eylül 2011 Çarşamba

...(10)

Garip bir heyecanın kokusu burnumda...
Ha geldi ha gelecek diye tespih çekişlerim...
Belki de özlemin haykırışları kulağımda...
Bir sese hasret gözlerimdekiler...

16 Eylül 2011 Cuma

...(9)

Hiç beklemediğin anda hayat sana ikinci yumruğunu atar...
Yere yıkılırken bakakalırsın önünden geçen tabloya...
Aynı acıyı daha önce de duyduğunu anımsarsın...
Bile bile aynı hatayı yapmanın başka bir sızısı yüklenir...
Haftalar boyunca sürecek olan yüreğindeki morluklar...
Tanıdık izler yüzünde...


15 Eylül 2011 Perşembe

BEKLEMEK...

     Beklemek belkide en sıkıcı zaman dilimidir...Özellikle de sonunun ne olacağını bilmediğin bir şey için beklemek daha da can sıkar...Zaten bizleri dengesiz hale sokan illet de hep bu bilinmez beklenti değil midir??? Kötü ya da iyi...Sonuca varana kadar çekilen eziyetin hesabını kim ne ile ödeyecek merak ediyorum...
     Ama gene de bekliyorum...Sabırsızlıkla bekliyorum...Üzülsem dahi bekliyorum...Kafamda kurduğum kötü senaryoları oynamaya devam edeceğim bu süre zarfında...Belki gidersin diye kuruyorum bütün oyuncularımı...Belki de gitmezsin diye de avutuyorum kendimi üzüldüğüm anlarda...Ama şunu çok iyi biliyorum ki sen ,ne karar verirsen ver her zaman kendin için en iyi olanı seçeceksin...İleride üzülmemek için ve üzmemek için en iyi yolu tercih edeceksin...
      Beklemek...Kocaman bir canavarın dişlerinin arasında durmak gibi...Ne zaman mideye ineceğini bilmemek...Kör adımların bekçisi çoğu zaman da...Kısır düşünceler arasında gidip gelmek en zor olanı ise...Ama öyle ama böyle...Bekliyorum...Kararın ne olursa olsun...Verilen karara her zaman saygımız vardır...

ZAMAN...

      Eskiden masallar "bir varmış bir yokmuş " ile başlarmış...Şimdilerde anlatılan masallar ne var olanlar ne de yok olup gidenler...Hele ki benim anlatacağım masal ise var ile yok arasında büyük bir uçurumun ortasında...
      Eskiden sevdalar gizli saklı yaşanırmış...Kimseler bilmez,kimseler görmez imiş...Görseler bile üç maymunu oynar gizeme giz katarlarmış...Şimdi ise her şey apaçık ortada...Meydanda...Yaşanan aşklar ele güne karşı göbek atmakta...Herkesin ağzında sakız olmuş gönül işleri...Kim kiminle nerede ne yapıyor dedikoduları baya bir cezbedici anlaşılan...
      Eskiden bayramlarda yeni üst baş alınırdı..."Temizlik imandan gelir " sözü ile hareket edilirdi her zaman...Yeni eşyalar almak sanki bizleri günahlarımızdan arındırırmış gibi gelirdi...Tertemiz giyinir,ak pak olur öyle çıkardık büyüklerimizin karşısına...El öper ,bahşiş toplardık...Ama o zamanlar küçüktük tabi...Şimdi büyüdük...Büyük büyük insanlar olduk...Ama büyüdükçe saygıyı da yitirdik...Eski bayramların tadı yok damağımda...Atını koşturabilene meydanlar...
      Eskiden mahalle aralarında arkadaşlar ile toplanır top oynardık...Hepimiz birbirimizi iyi tanırdık...Hatta ailelerimiz bile birbirlerini tanırlar,birbirlerine geliş gidiş yaparlardı...O zamanlarda da bizler küçüktük ama zamanla büyümeye başladık...Hep birlikte okula gittik,okuldan geldik,yeri geldiği zaman aynı masada yemek yedik...Şimdilerde ise allahın bir selamını veremeyecek kadar acizleşmiş yüzler görüyorum karşımda...
      Eskiden bugüne ne kadar çok şey değişmiş meğersem...Yeni gelenler gidenlerin yerlerini doldurmaya çalışmış...Küçük gelen bebeler bugünlerin geleceği olmuş...Bomboş bıraktığım kaldırımlar ne kadar çok insan tarafından ezilmiştir kim bilir...
      Zaman...Ne kadar da hainsin...Pusuya sinmiş sessiz sessiz bekliyorsun...İnsanoğlu hiç anlamıyor kanına akıtılan zehri...Öylesine yaşamaya devam ediyor...Hiç bir şey olmamış gibi...Hiç bir şey değişmemiş gibi...Hatta değişmeyecekmiş gibi...