31 Temmuz 2011 Pazar

SESSİZLİK...

Son zamanlarımın en güzel arkadaşlığını bana sessizlik yapmakta...Çıt çıkmayan tek göz odada kendimi bulduğum yer sadece sessizliğim...Bana doğruları fısıldayan bir ses gibi...Düşüncelerimi silip atmak için beynimden tek ihtiyacım olan ilaç;sessizlik...Bazen bedenimi ürpertse de...Bazen korkak bir kedi misali duvarın dibine sığınsam da...Gözlerimi sonuna kadar açıp ürkek ürkek baksam da etrafıma...Son zamanlarımın en güzel hediyesi sessizlik...


...(8)

Günlerden beri yazı yazmak için çabalıyorum...Resmen acı çekiyorum...Aklımda o kadar çok düşünce var ki...O kadar çok yazacak konum var ki ama nedense bir türlü bilgisayar başına oturup da cümle kuramıyorum...Nereden başlayacağımı da bilemiyorum aslında...Sanırım hala yazasım yok...İyi akşamlar...

29 Temmuz 2011 Cuma

...(7)

SEVMEYE YETENEKSİZ BİR KALPTE YER ETMEYE ÇABALAMAK NE KADAR MANASIZ...

BİLİYORUZ...

Bizler aslında her şeyin farkındayız...Biliriz çevremizde dönen dolapları...Biliriz anlatılmak istenenleri...Ama her zaman susarız...Bilmemezlikten geliriz...Konuşmamayı tercih eder susarız...Biliriz ki nasıl olsa karşıdakinden bir kıvılcım gelecektir...Belki de bu yüzden geri plana atarız kendimizi...Her şeyi diğer taraftan bekleriz...Bir bakış,bir söz,anlamlı ya da anlamsız bir gülümseme...Evet anlarız aslında senin ne demek istediğini...Tercihimizi susmaktan yana kullanmamızın sebebi gururumuzdan değil elbette...Cesaretsizliğimizden de değil...Emin olamadığımızdan kaynaklanıyor...
Hayatımızda duymak istemediğimiz o kadar çok şey var ki...Kimse söylemesin isteriz...Bir an için bütün dünya dilsiz olsun ama söylenmesin...Ya da sağır olalım da istemediklerimiz duyulmasın...Ve kaçmak için de elimizden gelen her şeyi yaparız...Günler boyunca kafamızı meşgul ederiz abuk sabuk işler ile...Düşünmemeye çabalarız...Uykusuzluktan ya da yorgunluktan ölene kadar gün boyu koşuşturur dururuz...Kaçar gideriz o düşünceden...
Ama bugün gerçekler ile yüzleştim sanırım...Aklımı başıma getiren gene en yakınımdakiler oldu...Her ne kadar ağızlarını kapatsam da duydum...Her ne kadar kulaklarımı tıkasam da acımasızca kelimeler döküldü dudaklardan...İster istemez duydum söylenenleri...Gerçeği kabul ettim...Biliyordum aslında ama kendime itiraf edemiyordum...
Telefonum çalmıyor...Çaldıranlar ise senin ismin değil...Konuşsam bile ses senin sesin değil...Neredeyse bir hafta olacak...Ne sesini duydum ne de yüzünü görebildim...Çok mu acımasızsın bana karşı...Bu kadar gaddar olmasan...Düşünsen...Arasan...Gelsen...Beni çıkmaz düşüncelerimden çekip alsan...

28 Temmuz 2011 Perşembe

ÇOK MU ZOR???

"Aşk,sevgi nedir?Büyüsü nedir ki insanlar sürekli aşk arayışı içindedir?
Ben çözemedim...Gerçekten aşık olana kadar da çözemeyeceğim sanırım...İnsanlar bazen duygusal boşluğa düşer...Şu an benim düştüğüm gibi...Böyle zamanlarda aklıma tek kişi geliyor...Onu düşünüyorum...Özlüyorum...Ah keşke diyorum azcık istediğim gibi biri olabilseydi...Benim için değil,kendi adına da iyi bir ilerleme olurdu...Lakin ne yazsam nafile...Ne o değişecek zamanla ne de ben bunları görmezden gelebileceğim...Bu kadar olumsuz yanı varken...Hayatıma bu kadar zarar vermişken...Zamansızca onu anmam neden ki?Çok saçma!Mantıksız!
Çivi çiviyi söker demişler...Yeni eskiyi örter gibi...
Bu yazdıklarım hala sana değer veriyormuşum gibi gözükse de gerçeği yansıtmaz...Biliyorum ki ne zaman mantık ve aşk birleşecek,ben o zaman yeni birini bulacağım...Senden eser kalmayacak..."



Bazen en yakınındakinin yanışına şahit olursun...Ve sende yanmaya başlarsın...Belki de dostluk böyle bir şeydir...Bu yazıyı benimle paylaştığı için dostuma teşekkürler...

26 Temmuz 2011 Salı

...(6)

Sebepsiz yere haykırışlarım...
Duymayan bir kulak karşısında...
Ne kadar bağırsam da...
Tepkisiz bir duvar var karşımda...
Başı asla önüne eğilmeyen...
Gururundan asla taviz vermeyen...
Ne söylesem boş...

SICAK BASTI...

Son iki gündür acayip derecede canım sıkılıyor...Canım hiç bir şey yapmak istemiyor...Kitap başına bile oturmak istemiyorum...İşin en tuhaf yanı ise film bile izlemek istemiyorum...Dışarıda bir yığın güneş ışını var...Sıcaktan dolayı dışarı bile çıkmak istemiyorum...Zaten zar zor nefes alıyorum...Tükettiğim sıvının haddi hesabı bile yok diyebilirim...Bilgisayarın sıcaklığı beni benden alacak yakında...Offff...Buzdolabının önünde saatlerce kalma isteği var resmen...Kocaman bir kovaya buz koyup ayaklarımı içine gömmek istiyorum...Yatağımı buzdan şato haline getirmek istiyorum...Soğuk sulara badozlama dalmak istiyorum...Ooofff....Çok sıkıcı bir gün değil mi ya sizin için de...Ben yakında patlayacam sanırım...Offff...Offf....


...(5)

Bugünlerde katil olmaya meyilli bir atmosfer içerisindeyim...
Öldürülecekler listesinin en başını ise düşüncelerim çekmekte...


GEÇMİŞ...

Siyaha açtım gene gözlerimi...
Ruhumun kapıları da siyahın peşinde...
Duman dolmuş bir odada hapis...
Düşünceler pencere kenarında...
Kendilerini atmak için bekliyorlar...
Işıktan kaçan göz bebekleri...
Büyük bir karmaşalık...
Alt üst olan duygusal yaklaşımlar...

KORKARAK YAŞIYORSAN...

   İnsanları sevdikçe canım daha çok acıdı...En çok sevdiklerim beni en çok acıtanlar oldu...Kalbimi en çok kırınlar en yakınımdakiler oldu...Ben insanları sevmeye devam ettikçe üzüntülerim de bir o kadar ağır olmaya başladı...
   Eskiden hiç bir şekilde insan ayrımı yapmıyordum...Benim için herkes aynı idi...Aynı dili konuştuktan sonra sorun yoktu...Ama sonradan öğrendim ki konuşulan bazı dillerin yılan dilinden farkı yokmuş...Zehirlemeye başladılar hem beni hemde etraftakileri...
   Zamanla insanları sevmemeye başladım...Bir babanın kızına öğüdü vardı şu an hatırladığım "İnsanları bu kadar sevmemelisin...Zamanla bunu daha iyi anlayacaksın"...Evet bunu zamanla o kadar iyi anladım ki...Koskocaman bir taş var şu an elimde...Boğazımda gitmek bilmeyen hıçkırıklar var...
   Ne yazık ki sevmeyi de unuttum...
   Aynen dediğin gibi korkarak yaşıyorum...Ve bu bana sadece hayatı izleme yetisi veriyor...


Ö.F.Y.

   Aradan çok çok zaman geçti...Uzun ama çok uzun yıllar oldu yüzünü görmeyeli...Ama asla unutmadım seni...Hiç bir zaman silmedim seni aklımdan...Hep bir yerde vardı silüetin...Neden seni terk ettiğimi bilmiyorsun ve belki de asla bilmeyeceksin...
   Çok çok zaman olmuştu seninle karşılaşmayalı...En son karşılaşmamızın üzerinden devri alem geçti resmen...Ama ben gene de seni bıraktığım günü hatırlıyorum...Beni son gördüğün zamandaki  bakışlarını hatırlıyorum...
   Bugün karşılaştık...Beni fark ettin mi bilmiyorum ama ben sana uzun uzun baktım...Hiç değişmemişsin...Belki de hiç değişmeyeceksin ama ben bunu asla bilmeyeceğim...Eminim ki biraz daha büyümüşsündür...Çocuksu hallerinden kurtulmuşsundur...
   Zaman akıp gitmiş biliyor musun...Geriye dönsem...Senli zamanlarıma dönsem...O zamanın içinden sadece seni çeker alırdım şimdiki zamanıma...Ve geleceğime taşırdım seni...
   Büyük bir aptallıktı benim yaptığım...Zaman zaman düşündüğümde keşkelerim çokça senle ilgili...Bunu yapmamalıydım...Seni orada savunmasız bırakmamalıydım...Seni de götürecektim yanımda aslında...Biliyordum...Ama yapamadım...Pişmanlığımı unutmayacağım...Zaten o yüzden hala kırıklar canımı yakıyor...
   Ama gene de seni çok seviyorum ve çok özlüyorum...Kendine çok iyi bakman dileği ile...
   Manevi kardeşime...

15 Temmuz 2011 Cuma

The Sharpest Lives...


Well it rains and it pours
Evet Hava yağmurlu ve şiddetle yağıyor 

When you're out on your own
Kendi halinde dışardayken 

If I crash on the couch
Eğer kanepeye çökersem

Can I sleep in my clothes?
Elbiselerimle uyuyabilir miyim? 

'Cause I've spent the night dancing
Çünkü geceyi dans ederek geçirdim 

I'm drunk, I suppose
Sarhoşum, sanırım 

If it looks like I'm laughing
Eğer gülüyormuşum gibi gözüküyorsa 

I'm really just asking to leave
Aslında sadece gitmek istediğimdendir

This alone, you're in time for the show
Bu yalnız başına, gösteri zamanın geldi 

You're the one that I need
Benim ihtiyacım olan tek sensin 

I'm the one that you loathe
Senin nefret ettiğin tek benim 

You can watch me corrode like a beast in repose
Beni bir canavar dinlenirmiş gibi çürürken izleyebilirsin 

'Cause I love all the poison
Çünkü tüm zehri seviyorum 

Away with the boys in the band
Gruptaki tüm çocuklardan uzakta 


I've really been on a bender and it shows
Gerçekten bir içki alemindeydim ve kendini gösteriyor 

So why don't you blow me a kiss before she goes?
Öyleyse neden bir öpücük yollamıyorsun o gitmeden önce? 


Give me a shot to remember
Bana bir atış ver hatırlamam için 

And you can take all the pain away from me
Ve sen bütün acılarımı benden uzaklara götürebilirsin 

A kiss and I will surrender
Bir öpücük ve teslim olacağım 

The sharpest lifes are the deadliest to lead
Keskin hayatlar öldürücüler önderlik etmek için 

A light to burn all the empires
Bir ateş tüm imparatorlukları yakmak için 

So bright the sun is ashamed to rise
Parlayan güneş doğmaya utanıyor 

And be in love with all of these vampires
Ve aşık oluyor bütün vampirlere 

So you can leave like the sane abandoned me
Öyleyse terk edebilirsin bende bırakılmış mantığı 


There's a place in the dark where the animals go
Karanlıkta biryer var hayvanların gittiği 

You can take off your skin in the cannibal glow
Yamyamların ateşinde çıkarabilirsin derini 

Juliet loves the beat and the lust
Juliet galip gelmeyi ve tutkuyu sever 

it commands drop the dagger and lather the blood on your hands, Romeo
Bu, hançerini bırakmanı ve ellerindeki kanı sabunlamanı emreder, Romeo


Well, when you go 
İyi, sen giderken 

Don't ever think I'll make you try to stay 
Sakın kalmanı sağlamaya çalışacağımı düşünme 

And maybe when you get back 
Ve belki geri döndüğünde 

I'll be off to find another way 
Başka bir yol bulmak için vazgeçmiş olacağım 


And after all this time that you still owe 
Ve hala borçlu olduğun onca zamandan sonra 

You're still the good-for-nothing, I don't know 
Sen hala -hiçbirşey- için iyi deilsin, bilmiyorum 

So take your gloves and get out 
Öyleyse eldivenlerini al ve dışarı çık 

Better get out while you can 
Dışarı çıksan iyi edersin çıkabildiğin kadar çabuk 


When you go 
Giderken 

Would you even turn to say 
Dönüp dermisin 

"I don't love you like I did yesterday" 
"Seni sevmiyorum dün sevdiğim gibi" 


Sometimes I cry so hard from pleading 
Bazen çok fazla ağlıyorum yalvarmaktan 

So sick and tired of all the needless beating 
Bıkıp usandım tüm o gereksiz yenilgilerden 

But baby when they knock you down and out 
Ama bebeğim onlar sana vurup yere serdiklerinde 

It's where you oughta stay 
Kalman gereken yer orası 


And after all the blood that you still owe 
Ve hala borçlu olduğun onca kandan sonra 

Another dollar's just another blow 
Başka bir dolar bir başka hamle sadece 

So fix your eyes and get up 
Öyleyse gözlerini sabitle ve ayağa kalk 

Better get up while you can 
Ayağa kalksan iyi edersin kalkabildiğin kadar çabuk 


When you go 
Giderken 

Would you even turn to say 
Dönüp dermisin 

"I don't love you like I did yesterday" 
"Seni sevmiyorum dün sevdiğim gibi" 

Well come on come on 
Hadi gel,gel 

When you go 
Giderken 

Would you have the gots to say 
Söyleyecek birşeyin var mı? 

"I don't love you like I loved you yesterday" 
"Seni sevmiyorum dün sevdiğim gibi" 

12 Temmuz 2011 Salı

Aşk Yorgunu...

Paramparça bak kalbim
Gelmişim,geçmişim
Her parçası ayrı yerde
Bıraktığın izleri
Silmişim,silmemişim
Bütün bunlardan sanane
Adil değil bak hayat hiçbirimize
Payıma düşen onca yara bere
Biraz huzur  bi tebessüm
Olamadık ya bizbize
Eyvah eyvah
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Sende benim gibi biraz
Aşk yorgunuymuşsun
Yalan olup gidiyormuşsun
Beni ne çok seviyormuşsun
Masalmışsın meğer
Bir varmış bir yokmuşsun

BEYAZ KAĞIT...

Koskocaman bir boşluksun benim için...
Sadece kenarlarını çizmişler siyah ile...
Üzerini karalamak geliyor içimden...
Uzun uzun çizgiler çizmek enlemesine...
Sonra da boylamasına kırmızı çizgiler çekmek...
Kısacası sendeki bu boşluğu ufak parçalara ayırmak...
Belkide sendeki bu boşluğu daha anlamlı kılmak...
Ufak parçalarını dağıtmak geliyor içimden...
Dört bir yana...
Herkes bir şeyler karalasın seni anlatan...
Sevgi sözcükleri,nefret notları belki de...
Ama en azından içinde bir boşluk olmasın...
Her bir insan için farklı anlamlar taşı parçalarında...
Düşünceleri anlatmanı veya göz yaşları ile ıslanmanı istedim...
Derdi olanlar için bir günah keçisi ol istedim...
Suçlu aradıkları zaman sana bulaşsınlar istedim...
Veya sadece sana sığınmalarını istedim...
Şen şakrak,sevinç içinde olanlar için...
Mutluluk paydası ol istedim...
En mutlu anlarını senin üzerinde şekillendirsinler...
Sen de onlar ile birlikte üzül,gül,ağla,sevin...
Çünkü sana yazılan her bir satır...
Onların birer parçası...
Aynı senin parçaların olduğu gibi...

GÜLÜMSE...

    Kısa veya uzun acılar yaşayarak geldik biz bu günlere...Her bir parçamızı zaman içinde hayat duvarında parçalasak da yaşamaya devam ettik biz...Biriktirdik bize öğretilen her yalanı dolanı...Yere saçılan bütün hayal kırıklarımızı bir bir toplasak da ağlaya ağlaya her zaman gülümsedik...Her ne kadar kahkaha atmayı terk etsek de gülümsemeyi asla yalnız bırakmadık...O da bizi yalnız bırakmadı aslında...Çünkü her zaman hayatın bir köşesinden bize bakıyordu...Zamanı geldiğinde yüzlerimizde yer etmeyi bildi sadece...
    Her ne kadar robot gibi baksan da hayata hiç bir zaman gülümsemeyi unutma...Yüzündeki tebessüm hiç bir zaman bitmesin...Üzülsen de,nefret dolu bakışlar fırlatsan da hayata...Diğerleri seni bıraksa da yalnız sen,gülümsemeyi asla terk etme...Seni seviyorum "ADA"m...

UMUT VE HAYAL KIRIKLIĞI...

   Aslında bizi arkamızdan bıçaklayanlar hep umut ettiklerimiz değil mi???Her bıçak darbesinde yerlere saçılmış hayal kırıklıkları değil mi bizi en çok üzen???Ama yine de karşısında dimdik durmazmıyız gururumuzdan???
   Evet...Bizleri en çok üzen umutlarımız oldu hayatımızda...En çok onlar için aktı göz yaşlarımız,pınarlarımız kuruyana kadar...Ne kadar da hain çıktı içimizde beslediklerimiz...Zaten demişlerdi "seni en çok üzen en yakınındakiler olacaktır" diye...Gerçekten haklı çıktı söyleyenler...Umut ettikçe daha da kırıklarımız arttı hayatta...Hayal kırıklıklarımızın tek suçlusu işte bu hain düşmanlar...Bizlerin doğurduğu,besleyip de büyüttüğü ve hatta göz bebeği gibi baktığı bu kalleşler en çok üzdü bizi...Resmen koynumuzda yılan beslemişiz de haberimiz yokmuş...Yıkılan binalarımızın enkazından en çok umutlarımız çıktı ölü bir şekilde...Zaten gerisi tamamen darma duman bir muamma...
    Ah o umutlarımız!!!Olmasını istediğimiz şekilde kalıba sokmaya çalıştıklarımız...Ama o kalıplara uymayınca veya sığmayınca ardında bıraktığı hayal kırıklığı...
    İnsan nasılda işkence ediyor kendine hem de ortada olmayan bir şey için...Sadece öyle olmasını istediği zamanlar nasılda çırpınıyor sakat bir kuş gibi...Renkli kalemler ile boyuyor düşlediklerini...Ardında yatan siyah rengi görebilmesi için büyük bir hüsrana uğraması gerektiğini asla anlamayacak...
    Beyaza boyadığımız umutlarımızın siyaha dönüşmemesi dileği ile...

11 Temmuz 2011 Pazartesi

KRAL ÇIPLAK...

Ülkenin birinde giyimine düşkün,kendini beğenmiş bir kral varmış.Kendini çok akıllı sanan kral,giyim kuşamdan başka bir şey düşünmezmiş.

 Günlerden bir gün komşu ülkenin kralı kendisini ziyeret etmek istediğini  bildirmiş.Elbette ki,bizim kralın ilk aklına gelen yine ne giyeceği olmuş.Hemen adamlarını çağırtmış.

-"Tüm dünyaya haber gönderin"demiş."Öyle bir elbise istiyorum ki,dünyada bir eşi daha olmasın.Bana böyle bir elbise dikecek terziyi zengin edeceğim.Misafirlerimi karşılarken bu elbiseyi giyeceğim."


 Kısa bir süre sonra,haber her yana yayılmış.En iyi terziler,ellerindeki kumaşlarla,saraya gelmişler.Hepsi yapacaklarını krala anlatıyormuş.Ama kral anlatılanlardan hiç birini beğenmiyor;

-"Çok daha güzel olmalı!"diye bağırıp duruyormuş.

  Sonunda çok genç bir terzi çıkmış kralın karşısına.

-"Sen ne getirdin bakalım"diye sormuş kral.Terzinin genç ve tecrübesiz duruşu kralın umudunu iyice kırmış.

-"Benim getirdiğim çok özel sevgili kralım"demiş genç terzi."Size öyle bir kumaş dokuyup,öyle bir elbise dikeceğim ki,sizden önce kimse böyle bir elbiseyi giymemiş olacak."

  Kral bu sözlere çok şaşırmış.

-"Ancak bir şartım var"demiş genç terzi."Giysiyi bitirene kadar işimize hiç kimse karışmayacak."

  Kral aradaığını bulmanın sevinciyle kabul etmiş bu şartı.Hemen iki kese altın verip;

-"Çabuk olun o zaman!"diye emretmiş.

  Genç terzi hemen başlamış çalışmaya.Ertesi gün iki kese altın daha istemiş kraldan.Kral hiç itiraz etmeden vermiş altınlarını.Aradan günler geçtikçe,kral genç terzinin  dokuduğunu söylediği kumaşı merak etmiş.Sonunda dayanamayıp,çalıştığı odaya girmiş.Genç terzi tezgahın başında harıl harıl çalışıyormuş.Kral sessizce bir süre izlemiş,bir şey göremeyince;

-"Demek bunca zamandır boş oturdun ha!"diye kükremiş."Kese kese altınları ben boşuna mı verdim sana!"

  Terzi sakin ve kendinden emin;

-"Saygıdeğer kralım"demiş.Bu kumaşı sadece akıllı insanlar görebilir.Bakın ne kadar da güzel oldu.Öyle değilmi?"

  Kral ne diyeceğini şaşırmış.Aptal durumuna düşmemek için;

-"Evet evet çok güzel"demek zorunda kalmış ve hızla çıkmış odadan.

Kralın elbisesi şehirde kulaktan kulağa dolaşır olmuş."Sadece akıllılar görebilir!"İnsanların merakı bunu duydukça daha çok artıyormuş.Sonunda tören günü gelmiş.Halk toplanmış,hazırlıklar bitmiş.Terzi kralı soymuş ve gerçekten varmış gibi üzerine bir elbise giydirmiş.Sonrada karşısına geçip;

-"Çok şık oldunuz efendim"demiş.
-"Muhteşemsiniz."

  Kral genç terzinin bu iltifatları karşısında,aynada gördüğü çıplak bedene hiç aldırmadan;

-"Eline sağlık,çok güzel olmuş"demiş.

  Kral yeni elbiseleri ile çıkmış saraydan.Dışarda toplanan halk kralı çıplak görünce çok şaşırmışlar.Ama kimse cesaret edip krala gerçeği söyleyememiş.Birden küçük bir çocuk haykırmış;

-"Kral çıplak!"

  Ardından cesaretlenen halk,gülmeye başlamış.Kral geç de olsa gerçeği böyle acı bir şekilde anlamış.

50 MILA (VIDEO)...

...(4)

Zamanın karanlıklarında kulaç atmak gibiydi seninle geçirdiğim zamanlar...O kadar belirsizdi hayat...Sürücü koltuğunda iken gözlerimi kapamış birileri...Önümü göremiyorum...Keşke her şey bulanık olsa buzlu camdan bakan gözler gibi...En azından renkleri görebilirdim gök kuşağının sahip olduğu...

YALANLAR...

Sana o kadar çok yalan söyledim ki...
Hangisi geçek hangisi değil...
Ben bile bilmiyorum...
Ufak ufak damlalar halinde idi...
Zaman içerisinde kocaman bir deniz oldu...
Ben bile kendimi yalanlar ile oyalamaya başladım...
Oluşturduğum yalan denizinde yüzmeye başladım...
Artık gerçek yok bende...
Ama sana gerçek olmayanı sunabilirim...
Duymak istediklerini değil ama...
İstemediklerini gözüm kırpmadan öldürebilirim...
Kelimeler en büyük günahkar değil aslında...
Ben kelimeleri kullandım silah yerine...
Düzden okumayıp hep tersten anlattım sana...
Doğruyu hiç bir zaman bil istemedim...
Yalanlar söyledim sana...
Kitabın sonunda erkek ölüyordu...
Kız yalnız kalıyordu aslında...
Ama sen bunu hiç bilmedin...
Mutlu sonla bitmedi hiç bir kitap...
Yalanlar...yalanlar...yalanlar...
Hiç bir zaman beni mutlu sona sürüklemedi...
Şimdi denizinde boğuluyorum...
Ah o yalanlar...

AH BİR ATAŞ VER...


ah, bir ataş ver, cigaramı yakayım 
sen sallan gel, ben boyuna bakayım 
uzun olur gemilerin direği 
çatal olur efelerin yüreği 
ah, yanık olur anaların yüreği 

ah, vur ataşı gavur sinem ko yansın 
arkadaşlar uykulardan uyansın 
uzun olur gemilerin direği 
çatal olur efelerin yüreği 
ah, yanık olur anaların yüreği

8 Temmuz 2011 Cuma

çattık yahu...

Ruhumun yorgunluğunu anlatacak kelimeleri bulamıyorum resmen ama sen ekrana öküz gibi bakmaya devam et...

BEKLEDİM...

Bedenimde küçük bir yara açtım tek bir bıçak darbesi ile...Bütün nefretimin akıp gideceği düşüncesi ile günlerce bekledim...Her bir kan damlası ile içimdeki acının biraz daha azalmasını bekledim...Her bir acının ardından sana olan nefretim azalır diye bekledim...İçimdeki bu zehri küçük bir yara ile atacağımı bekledim...Aradan altı yıl geçti...Hala nefretim o yaradan akmaya devam ediyor...

...(3)

KARGACIK BURGACIK YAZMIŞSIN HAYATINI...
BAKTIĞIM ZAMAN KENDİMİ NEREYE SIĞDIRACAĞIMI BİLEMEDİM...
KÜÇÜK BİR YER EDİNDİM KENDİME O KARGAŞANIN İÇİNDE...
AMA BENİ FARK EDEMEYECEK KADAR KALABALIKTI İÇERİSİ...

YANLIŞ EZBER...

Kaç asır geçti son görüşmemizin ardından...Yoksa günler mi saatler mi geçti de bana asırları çağrıştırıyor...Yüzünü unutmamam gerekirken neden hatların beynimde belirsiz...Silik anılar gibi söylediklerin...Tam olarak neler söylemiştin...Beni sevdiğini hiç söyledin mi peki...Gözlerime baktın mı bilmiyorum...Zaman ne kadar da kalleş öyle değil mi...Her şeyi alıp götürmüş benden...Tek bir toz parçası bile kalmamış...
Yeniden karşılaşsak...Aynı cümleleri kurar mısın peki...Gene aynı duygular ile bakar mısın bana...Belki bu sefer bir asır geçer aradan...Ama hala sevgin değişmemiş olsun...Hani derler ya küllerinden yeniden doğmuş gibi...Biz seninle aynı kağıdın kül olmuş izleriyiz...Üstümüz başımız is lekesi olmuş olsa da...
Bir zamanlar aynı toprakta idi ayaklarımız...Yağmur altında ıslanırken bile damlaların düşüş hızı aynı idi üzerimize...Saçlarımızı hoyratça savuran rüzgar bile aynı yönde eserdi...Hep aynı gölgeye bakardık durmaksızın sanki bize el sallayacak gibi...Gözlerimizden akan kar tanelerinin şekilleri dahi aynı idi...Külahımıza doldurulan yalanların tadı benzerdi birbirine...
Şimdi baktığımda ise aynada sanki bir sen duruyormuş gibi geliyor...Sen,benden bir sen yaratmayı başarmışsın ama ben, senden bir ben yaratmayı başaramamışım...
Şimdi hayatı iki kişilik yaşıyorum...Bir şizofreni misali hayat sürdürüyorum...Bazı zamanlar ben oluyorum;bazı zamanlar sen oluyorum...Her ne kadar replikleri karıştırsam da bu oyunda mutlu olmaya çalışıyorum...
Tekrar karşılaşsak...Bana yine aynı cümleleri kursan...Aynı şekilde baksan...Ve öpsen...Hayatımdaki bütün yanlış ezberleri düzeltebilecek misin ki...



7 Temmuz 2011 Perşembe

BANKAMATİK...

Kısa bir mola verdim kendime...İki bir şeyler de karalamak geldi içimden...Yazacağım konu ile ilgili bir fikrim yok ama kafamdan geçenleri buraya dökmem belki beni rahatlatır...
Şuna dikkat ettim ki ben gündüzleri kesinlikle yaşayamıyorum...Her ne kadar uykumu alsam da sabahın bir saatinde kalkmak çok güzel ama sadece kahvaltı yapmak için...İki saat içinde yeniden bir ağırlık çöküyor üzerime ve hop yatağa...Uykuya...Gündüzleri ayakta olunca daha fazla yoruluyorum ve canım hiç bir şey yapmak istemiyor...Akşama kadar ben uyuyayım...Akşam uyanayım...Yemeğimi yiyeyim...Sonra ne iş varsa yapayım...Sabaha kadar çalışayım...Hiç sorun değil ama yeter ki bana gündüzleri hele ki sabahları bulaşmasınlar...
Bir de ben uyandıktan hemen sonra hiç kimse bulaşmasın bana...Çünkü çok sinirli oluyorum...Çok gıcık davranışlar içerisine girip etrafımdakilerin de sinirlerini bozabiliyorum...Bir saat sonra her ne kadar normal hayatıma geri dönsem de o zaman dilimine kadar kimsenin benimle konuşmamasını,bana laf atmamasını,benden cevap beklememesini kısacası kimsenin bana bulaşmamasını istiyorum...Nedenini bir türlü çözemedim ama uyandıktan sonra ben hep bu moddayım...İnsan neden uyanır uyanmaz mutlu olmaz ki...Hep depresif...Hep melankolik...Hep üzgün...Hep negatif...Gördüğüm rüyalardan kaynaklanıyor diyeceğim ama tam olarak ne gördüğümü bile hatırlamıyorum ki...Bir türlü çözemedim gitti...
Bir de bankalardan nefret ediyorum...Para çekmek için iki günden beri uğraşıyorum...En sonunda cinnet geçirip bankacı katili olacaktım...Neyse ki uzun ama uzun uğraşlar sonucunda paramı çekebildim...Götümden terler aka aka nasıl para çekilirmiş onu öğrendim bugün resmen...İkinci bir hesap açmış olmam bile işimi kolaylaştırmadı desem yeridir hatta...Ne zormuş arkadaşım 2011 yılında bankamatikten para çekmek...Mutlu sona ulaştım ama sinir harbi geçirmeden de yapamadım...
Neyse...Sağlık olsun diyelim...Bunu da öğrenmiş oldum...Baya bir yazı yazdım sanırım...Artık masamla ve kalemlerim ile birleşme zamanım geldi...Hepinize sinirsiz,huzurlu,sakin ve bankamatik gerektirmeyen günler dilerim...

... (2)

“Ben birini sevmiyordum.
O da beni sevmiyordu.
Bir gün bir yerde randevulaştık.
Ben gitmedim.O da gelmedi.”

Özdemir Asaf


6 Temmuz 2011 Çarşamba

MODEL...DEĞMESİN ELLERİMİZ...

Ah ne zormuş bitsin demek 
Hala severken seni 
Dudaklarını öpmemek 
Bir yabancı gibi 

Bilirsin ayrılık konusunda 
İyi değiliz ikimiz de 
Bir kıvılcım yeterdi her zaman 
Koşup geri dönmemize 

Değmesin ellerimiz 
Buluşmasın bu gözler 
Yine erir gideriz 
Unutulur yeminler 

Biz hiç beceremedik 
Sevmeyi de terk etmeyi de 
Aşk kokan dudakların 
Karşısında direnmeyi de 

Biz hiç beceremedik 
Sevmeyi de terk etmeyi de 
Aşk dolu mısraların 
Karşısında direnmeyi de 

İşte bir kez daha 
Durup karşında 
Belki de son defa 
Soruyorum sana 

Bitti mi hikayemiz? 
Bu ne biçim son böyle? 
Değmez miydi sevgimiz 
Savaşıp direnmeye? 

Değmesin ellerimiz 
Buluşmasın bu gözler 
Yine erir gideriz 
Unutulur yeminler 

Biz hiç beceremedik 
Sevmeyi de terk etmeyi de 
Kendimize sahip çıkıp 
Dünyayla yüzleşmeyi de 

Biz hiç beceremedik 
Sevmeyi de terk etmeyi de 
Korktuğumuz o gözlerin 
Karşısında direnmeyi de 

Bitmesin hikayemiz...

5 Temmuz 2011 Salı

Saatlerden beri karşımda durmuş bana sırıtıyorsun...Bembeyaz yüzünü görmekten sıkıldım resmen...Bir iki siyah karalamak istiyorum...Küçücük resimleri bir araya getirip de anlamlı bir poz veremeyen kelimeler utansın bu durumdan...

SIKINTI...

Bir türlü cümleleri kafamda toparlayamıyorum...Aklımdan o kadar çok düşünce geçiyor ki...Hangisine odaklanacağımı bilmiyorum...Kafam dağılır diye dizi açtım ama sarmadı desem yeridir...Kaçıp gitmek istiyorum bulunduğum ortamdan...Kendi karanlığıma geri dönmek istiyorum...O zaman daha mutlu hissediyorum kendimi...Kendi yalnızlığımı paylaşmak istemiyorum sanırım...Ruhum sıkılıyor...İçim sıkılıyor...Bedenim sıkılıyor...Beynim sıkılıyor...Baştan aşağıya sıkıntı dolu bir gece yaşıyorum kısacası...

İSYANIMI DİNLEYEN BİR TEK GECE VAR...
KÖŞEDE OTURMUŞ BENİ DİNLİYOR...
BEN ANLATTIKÇA EFKARLANIYOR...
BİR SİGARA VERSEM İÇİNE DERİN DERİN ÇEKECEK...

4 Temmuz 2011 Pazartesi

NEREYE GİDİYORSUN...


Gölgeni ismini sil yavaş yavaş 
Giderken bu kentten tükür yüzüne yalnızlığının 
Kalbini kendini sök yavaş yavaş 
Giderken bu kentten sakın ağlama sus! 

Unut ne yaptı sana 
unut ne söyledi 
Unut ne varsa vazgeçtiğin 

Yüzünde korkularla 
İçinde çığlıklarla 
Kalbinde simsiyahlar 
Nereye gidiyorsun? 

Hep bu şarkılarla 
Kıymetsiz dualarla 
Utanmaz bir yağmurla 
Nereye gidiyorsun? 

Yolları duvarları geç yavaş yavaş 
Giderken bu kentten bir piç gibi bırak yalnızlığını 
Ve o siyah saçlarını kes yavaş yavaş 
Giderken terkederken savur yüzüne yalnızlığının 

Ve unut ne yaptı sana 
Unut neler anlattı 
Unut ne varsa vazgeçtiğin 

Yüzünde korkularla 
İçinde çığlıklarla 
Kalbinde simsiyahlar 
Nereye gidiyorsun? 

Hep bu şarkılarla 
kıymetsiz dualarla 
Utanmaz bir yağmurla 
Nereye gidiyorsun? 

Hep bu şarkılarla 
Yüzünde korkularla 
İçinde simsiyahlar 
Nereye gidiyorsun? 

Bu sahte baharlarla 
Kıymetsiz dualarla 
Utanmaz bir yağmurla 
Yine mi gidiyorsun? 

Çocuk, 
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır kimsenin bilmediği 
Ve her gözyaşının altında bir dua kimsenin duymadığı 
Çevir gökyüzüne başını. 
Bakma arkana! 
Daha sert basa basa, daha güçlü! 
Anlat bu kara şehrin yollarına ak adımlarınla! 
Gitmek yenilmek değildir kazanmak da! 
Gitmek gitmektir işte. 
Hepsi bu. 

Yüzünde korkularla 
İçinde çığlıklarla 
Kalbinde simsiyahlar 
Nereye gidiyorsun? 

Hep bu şarkılarla 
Kıymetsiz dualarla 
Utanmaz bir yağmurla 
Nereye gidiyorsun? 

Hep bu şarkılarla 
Yüzünde korkularla 
İçinde simsiyahlar 
Nereye Gidiyorsun??

GÜNAYDINLAR...

Güneş yavaş yavaş yükseliyor bulutların arasından...Bir damla uyku girmemiş gözlerim zorlanıyor güne başlamaya...Yoğun bir günün yorgunluğunu iliklerime kadar hissetmeme rağmen uykusuzluk bu sefer bana işkence yapmıyor...Sağ elimin yazı yazmaktan ve klavye kullanmaktan bıkmadığı bir gün bıraktım ardımda...Müziğin kıvrak ritimlerini içime çektiğim bu saatlerde yalnız olmak güzel...Sadece kahve bardağımın bana eşlik ettiğini düşünürsek hemen hemen yalnız sayılırım...Radyoda çalan parça ise tam beni anlatıyor...Yarıda bırakıp da ufak bir kaçamak yapmak ayıp olmaz mı???Terk edemediğim sadece müziğim değil tabiki de...Hayat akmaya devam ederken gözlerimi kapatmak ihanet gibi geliyor ayrıca...Kulaklıklarımı çıkardığım şu dakikalarda kuş seslerinin albenisi beni benden aldı diyebilirim...Ormanın tam ortasında ikamet eden bir insan için garip bir duygu değil...Ama her gün farklı muhabbetler duymak onlardan olağanüstü bir şey...Yeşilin kokusunu ciğerlerime çekme isteği en ağır basan duygu...Ohhhh mis gibi bir hava...Kırağı düşmüş dallardaki çiçekler rengarenk...Göz kamaştırıcı bir güzellik...Aralarına karışmak için insana pencereden atlama isteği uyandırıyor resmen bu güzellik...Bugün yapılacak işleri bir sıraya koymak gerek...Elimde her zaman ki gibi kırmızı kalemim ve yeşil kağıdım karalamaya başladım...Gözlerimin dayanabilme potansiyelini hesaplamaya çalışmak...Anlaşılan bugün gene kahve fincanları ile kanka olacağım...Ama yine de insanın uğraşacak bir şeylerinin olması çok güzel...Güzel bir güne merhaba demenin mutluluğu içinde hepinize mis kokulu çiçekler ile günaydınlar efendim...