20 Nisan 2012 Cuma

...(40)

Cem Karaca...Çok Yorgunum...

boşluk...

çok büyük bir boşluk yaşıyorum...
hayatımda kimse yok diye duygusal boşluk yaşadım bir süre...yeni bir sevgili buldum kendime...
hayatta hiç bir işe yaramıyorum diye işe başlama düşüncesi vuku buldu beynimde...gittim iş başvurusu yaptım...kabul edildim...güzel bir işim var...
ama gene de büyük bir boşluk yaşıyorum...
hala bir işe yaramadığımı düşünüyorum...
ilgisizlik söz konusu bile değilken ben neden böyleyim...
sabahtan akşama kadar müzik dinliyorum...kendime göre bir çalma listesi oluşturuyorum...bütün gün bilgisayar başında liste amacındayım...arada iş çıkarsa yapıyorum...ufak tefek işler ama bunlar...
hala mutsuzum...
her ay düzenli bir şekilde maaş alıyorum...e babam da arkamda...sırtım yerde değil hiçbir zaman...kısacası mali sıkıntım da yok...
gezip tozma derseniz...o da yerinde...canımın istediği yere gidiyorum...geziyorum...yiyorum...içiyorum...onda da bir sıkıntı yok...
mutsuzluk halim neden devam ediyor ki...
hobim de var...puzzle yapıyorum canım sıkıldığı zaman...zaten en büyük alışkanlığım televizyon izlemek...kocaman lcd ekran bir televizyonum var...açıyorum istediğim diziyi izliyorum...zaten televizyonum olmasa da bilgisayarım var...onunla arkadaş gibiyim...
ha arkadaş derken...canlı kanlı arkadaşım da var...arkadaşlarım daha doğrusu...okul arkadaşlarım...apartmandan komşular...onlara gidip geliyorum bazen...bunda da bir sıkıntı yok...
ama hala ben mutsuzum...
evet hayatımda bir şeyler eksik...
ama ne???
çözemiyorum...
bulamıyorum...

...(39)

15 Nisan 2012 Pazar

Alkış...

Düşüncelere yenik düşmenin korkusu...
Kendi kişiliğinden çıkma ve onlara bürünme...
Onların istediklerini yerine getirme dürtüsü...
Elinde olmadan...
Ama bir o kadar çaresizce...
Köle olmak onlara şuursuzca...
İstemdışı olsa da onlara boyun eğmek...
Aynı bir köpek gibi...
Önümüze atılan sahte bir kemik parçası uğruna...
Peşlerinde köpek olmak...
Yönetmelerine izin vermek çoğu zaman...
Hem beynimizi hem de bedenimizi...
Kayıtsız şartsız ne olacaksa...
Asla itiraz etmeden...
Ve bir o kadar da sessizce...
Mutsuzluğun  tek mimarisi...
Hadi onlara şerefe diyelim...
Onlara kadeh kaldıralım...
Bu kadar sinsi bir hastalık daha yok...
Hayatta...
Kutlayalım yönetmenlerimizi...
Ve oyuncu olarak kendimizi...
Ve kullandığımız insan dekorlarımızı...

...(35)

Bazen yemek yemek istemez insan...
Ne uyumak ne de uyanmak...
Tek bir ses olsun istemez...
Bazen de soğuk bir gürültü...
Yapayalnız kalmak ister...
Sahte insanlara kucak açar bazen de...
Gözlerini yummak...
Ve bir daha açmamak ister...
Ya da kızarıncaya kadar...
Göz kırpmamak...

1 Nisan 2012 Pazar

nereye kadar...

dengesizliğin dibine vurmuş bir kafa...
sağa sola yalpalanıp duruşun...
kararsız ve ürkek adımlar...
ileri mi...geri mi...
çekimser bakışlar...
uzun bekleyişler...
ve bazen serzenişler...
sonuçsuz yakarmalar...
en sonunda sessiz gözler...
kilitli düşünceler...
ve yine uzun bekleyişler...
ama nereye kadar...